LOĞUSALIK HURAFELERİ

LOĞUSALIK HURAFELERİ

İnsanlık binlerce yıldır cevabını bulamadığı sorulara kendince çözüm üretmiş, doğru bildiği yanlışlarla günümüze değin yaşamını sürdürmüş, doğru bilinen yanlışlara en çok maruz kalan kesim ise kadınlar olmuştur. Bilinen en eski inanışlarda bile kadın suçlu pozisyonundadır. Oysaki bedeniyle doğanın döngüsüne katkıda bulunan dişigirls.gif varlığın en çok kollanması, korunması gereken dönemi loğusalıktır.
Peki, “Kırklı kadının mezarı 40 gün açık kalır.” sözünün korkunçluğuna ne demeli? Halk arasında kadının başına her şey gelebilir, hatta ölebilir demek için bu kadar açık olmak neden? Yazının girişinde de değinmiştik; soyun devamını sağlayan kadın aynı zamanda  günahın da sembolüdür.

Şimdi gelelim Anadolu’da loğusa, lohsa, emzikli, loğsa, nevse, kırklı gibi adlarla anılan, yeni doğum yapmış ve henüz yataktan kalkmamış kadınlar için çıkarılan ve hâlâ günümüzde büyük bir kesim tarafından inanılan hurafelere.

Bilimsel veriler ışığında hurafeler

Sosyobilimciler hurafelerin çıkış nedeninin yalnız başına sosyolojik etmenli olmadığını söyler. Çünkü hurafelerin, yaşanmışlıkların toplamıyla ilişkisi vardır. Mesela, “Kırklı kadının mezarı 40 gün kapanmaz.” hurafesinin altında yatan tıbbi neden; yakın zamana kadar süregelen bilgi eksikliği ve olanaksızlıklar nedeniyle kadının doğumda kan pıhtılaşmasından, enfeksiyondan, kanamadan dolayı ölüm riski altında olması gösterilebilir. Tıbbi olarak da yeni doğum yapmış kadının kendini toparlaması 40 güne tekabül ediyor.

Kimi tıp uzmanları bu gibi hurafeleri bir kenara bırakmak yerine, bunların nereden çıkmış olabileceği üzerinde duruyor ve hatta gerçeklikle ilişkisi konusunda değerlendirmeler yapıyor. Gebeliği sırasında midesi bulananların çocuğunun kız olacağına dair hurafeleri değerlendiren uzmanlar, bilimsel çalışmalarla kız bebeğin salgıladığı hormonların kadında daha çok bulantıya neden olduğunu kanıtlıyorlar.

Gerçeklik payı az olan bu tür hurafelerin yanında problem olanları ne yazık ki toplumumuzda hala etkinliğini koruyor. Eğitimsizlikle birlikte yalan-yanlış her şeye inanan bireyler, sonuçları kötü de olsa bu tür şeylere inanmaya devam ediyor. Doğumdan sonra kadının çeşitli doğaüstü güçlerin etkisinde kaldığına dair inanışlar Anadolu’daki en yayın inanışlardandır. İşte loğusalık üzerine çıkarılan hurafelerden en bilinenleri:

YANLIŞI: Anneye “al basması” olmasın diye altın takılır, kırmızı bezler bağlanır; yatağının altına süpürge, makas gibi cisimler konulur. Bebeğe bir zararı yoktur ama gereksizdir. Al basması söylencesi halk arasında, loğusanın yalnızken uzun kızıl saçlı iri yarı beyaz tenli bir kadın gördüğü ve bunun korkutucu olduğuna dayandırılır. Korku sonucunda loğusa hastalanır, korkar, sütten kesilir, ateşlenir.
DOĞRUSU Al basması dedikleri durum “loğusa humması” olarak da bilinir. Mikrobiktir, antibiyotikler sayesinde artık görülmemektedir.

YANLIŞI: Memeden gelen ilk ağız sütü denilen “kolostrum” bebeğe verilmez ve toprağa atılır. Bunun sebebi ilk ürünün toprağa verilmesi ile bereketinin artacağı inancıdır. Çok tanrılı dinlerden kalmadır.
DOĞRUSU: Oysa ilk ağız sütü bebek için hayatidir, aşı görevi görür.

YANLIŞI: Anne sütü sarılık yapar.
DOĞRUSU: Genellikle Anadolu hekimlerinin iddiası olup, literatürde bununla ilgili sadece 1970’li yıllara ait bir makale görebiliriz, hiçbir yerden desteklenmemiş ve ispatlanamamış tuhaf bir makaledir.

YANLIŞI: Bebek, göbek düşene kadar yıkanmaz. Eskiden ‘göbek tozu’ diye bir ilaç kullanılırdı. Bu durumdaki bebek suya girdiğinde bu tozlu sargı ıslanır ve etrafa çok kötü kokular yayılırdı.
DOĞRUSU: Artık ‘göbek tozu’ kullanılmadığı için, bebek ilk günden itibaren yıkanabilir. Yenidoğanın yıkanmasında tıbbi bir engel yok fakat kimi doktorlar annenin tecrübesiz oluşundan dolayı göbek düşüne kadar silinmesini önerir. Oysaki bebeği yıkarken ve sonrasında bu bölgeye dikkat edilmesi ve bölgenin ıslak bırakılmaması olası enfeksiyonları önlemeye yeter.

YANLIŞI: Meme veren anne çok su içerse sütünün sulu olacağına inanılır.
DOĞRUSU: Oysa annenin çok su içmesi gereklidir ve bu durumda annenin sütü sulanmaz.

YANLIŞI: 40. gün bebeklerin kırklanması. İçine altın atılmış su ile bebeğin 40 defa yıkanması.
DOĞRUSU: Hıristiyanların vaftiz merasiminden uyarlamadır, Türkiye dışında hiçbir Müslüman ülkede yapılmaz.

Al Karısı İnanışı

Anadolu’da ahır, samanlık, terkedilmiş yerlerde, loğusa kadın ve kırklı çocuğun yalnız olduğu yerlerde loğusa ve kırklı çocuklara bulaşan, ciğerlerinin çekilip alındığına inandıkları al karısı üzerine muhtelif rivayetler mevcut. Al karısı yöreden yöreye değişen isimlerle anılır; al cazı, cadı, al anası, al kızı, al karası, koncoloz, goncoloz, kara koncoloz gibi.
Halk al karısından korunmak için birtakım yöntemlere başvurur:
– Loğusanın ve kırklı çocuğun bulunduğu yere süpürge, Kuran-ı Kerim, soğan, sarımsak, nazarlık asılması,
– Loğusanın veya kırklı çocuğun yastığının altına iğne veya çuvaldız sokulması,
– Loğusanın ve kırklı çocuğun yastığının altına kama, orak, bıçak vb. gibi kesici aletlerin konulması,
– Loğusanın ve kırklı çocuğun bulunduğu yere ekmek ufağı ve su konulması örnek olarak verilebilir.
Al karısına ilişkin uygulamalar geçmişteki uygulamalara göre daha az olmasına rağmen, günümüzde de devam etmektedir.

Kırk Basması İnanışı

Anadolu’daki kırk basması ise loğusanın ve kırklı çocuğun 40 gün içerisindeki hastalıkları ve buna bağlı gelişim bozukluklarını anlatır. Kırk basması, kırk düşmesi, kırk karışması, loğusa basması, aydaş gibi isimlerle anılan bu durumda, loğusaya ve kırklı çocuğa birtakım şeylerin zarar verdiği düşünülür. Halk, kırk basmasının önüne geçmek için anne ve çocuğun 40 gün dışarıya çıkartılmaması yoluna başvurur. Bu inanış aynı zamanda, aynı günlerde doğum yapmış iki annenin karşılaşmaması için de uygulanır. Nedeni ise loğusaların karşılaşmasının uğursuzluk getirdiğine olan inançtır. “Karşılaşırlarsa kırkları karışır.” diyerek yeni doğum yapmış kadınların bir araya gelmesi engellenir.

Kırklama

Loğusa ve kırklı çocuğa kırk basmaması için kırk gün içerisinde genellikle kadın ve çocuğun yıkanması biçiminde yapılan uygulamaya “kırklama” adı verilir. “Kırklama” halk arasında “kırk dökme”, “kırk çıkarma” vb. adlarla da tanımlanır. Anadolu’da kırklama işlemi en yaygın olarak kırkıncı gün yapılır. Kimi yörelerde bu 7., 20., 30., 37., 39., 41. günlere de rastlayabilir.

Efsanelerde Loğusalık

Yahudi efsanesine göre Adem’in ilk eşi Lilith’tir. Adem ilişkide söz sahibi olmak ister, Lilith ise birbirlerinden bir üstünlükleri olmadığını iddia eder. Tanrı’nın gazabına uğrar ve gökyüzüne dışlanmışların yanına gönderilir. Orada Samael (Şeytan) ile ilişkiye girer ve ondan çocukları olur. Adem pişman olup Tanrı’dan Lilith’i geri isteyince, geri dönmesi için üç melek yollanır. Ama Lilith geri dönmeyi reddeder. Tanrı, dönmediği takdirde her gün yüz çocuğunun öldürüleceğini söyler Lilith’e. Yine kabul ettiremez. Tanrının emri yerine getirilir. Çocuklarının öldürülmesiyle büyük acılar çeken Lilith intikam almaya karar verir. Bundan sonra doğan her erkek çocuğa 8. gününde, her kız çocuğuna ise 20. gününde musallat olacaktır ve canlarını alacaktır. Tevrat’ın sonradan yazılmış ikinci bölümünde ise Lilith’ten kadın şeytan olarak bahsedilir.

Çok tanrılı dinlerde de Lilith gibi kadınlardan bahsedilir. Örneğin, Mezopotamya uygarlıklarında Lilitu isimli bir rüzgar tanrıçası vardır. Babil’in kötü tanrıçası Lamatsu da halk arasında albastı hastalığına sebep gösterilir.

ELİF ŞAFAK’IN LOĞUSA DÖNEMİNİN ROMANI: SİYAH SÜT

Yazar Elif Şafak doğumu sonrasında yazdığı “Siyah Süt” romanında, entelektüel camianın yazmakta tereddüt ettiği loğusalık dönemini (görülmek istenmeyen gerçeği) anlattığı için takdir görmüştü. “Sonuna vardığında başını unutman dileğiyle…” diyerek başladığı Siyah Süt’ü loğusalıkta yaşadıklarına benzer şeyler yaşamışlar ve yaşayacaklar için kaleme aldığını belirten Şafak, şu sözleriyle gerçekler ve hurafeler arasındaki gelgitleri anlatmış:

“… Ninelerimiz ve onların nineleri bilirmiş bu yalnızlığı. Loğusayı koruma altına almaktaki ısrarları bu yüzden… Eski zamanların pirinç başlıklı karyolalarına yatırırlarmış loğusayı. Başına da nazar boncuklu, çörekotu torbaları asılı, çıngıraklı bir ip bağlanırmış boydan boya. Yanında annesi, ablası, teyzesi, dadısı, kayınvalidesi… En az yaşça büyük iki kadın olurmuş muhakkak. Loğusaya dadanan kötü cinler odaya geldiklerinde etrafta bir tur atar, ardından da gidip ipe asılırlarmış…”

KÜLTÜRÜMÜZDE LOĞUSALIK

PROF. DR. SEDAT KADANALI ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM ANABİLİMDALI ÖĞRETİM ÜYESİ

Doğum, dünyadaki en harikulade olaylardan biridir. İnsanoğlunun doğum için yardımı insanlık tarihiyle beraber başlamıştır. İnsan çoğu zaman esrarengiz olarak gördüğü doğuma, tarih boyunca garip bir mantıkla ve genellikle de inanışlarının etkisinde kalarak yaklaşmıştır. İlk önceleri doğaüstü güçlerden yardım umarak neslinin devamını sağlamaya çalışan insan, zamanla bunun pek fayda etmediğini görünce kendi mantığıyla doğuma yardım etmeye başlamıştır. Bu çabalar bir yandan modern tıbbın doğuşuna yardım ederken, öte yandan “Halk Tababeti” denilen olayı günümüze kadar süre getirmiştir.

Yaşama dair kültürel mirasımızın oluşmasında, inançların ve deneyimlerden çıkan sonuçların etkin olduğu bir gerçektir. Yaşamın önemli bir parçası olan doğum ve loğusalık dönemiyle ilgili Anadolu’da oluşan ve bir zamanlar kadının faydasına olduğuna inanılan yöntemler, bu gün baktığımızda bize hurafe olarak gözükmektedir. Bunun nedeni olay ve sonuç arasında yapılan gözlemin bilimsel bakış açısı ile değerlendirilememiş olmasındandır.

Bugün Anadolu’da halen kadının doğum yaptığı haberi yakınlarına “kurtuldu” müjdesi olarak veriliyor. Burada doğum yapan kadının kurtulduğu şey “ölüm” dür. Yüzyıllardan beri gebelik ve komplikasyonları sonucu anne kaybetmek kültürümüze o kadar acılarla işlenmiştir ki bu adeta Azrail ile bir sınav gibi görülmüştür.

Doğumda ölüm riskini atlatarak kurtulan kadın için tüm tehlikeler henüz bitmemiştir. Loğusalıkta da ciddi ve öldürücü komplikasyonların loğusayı beklediğini işaret edercesine “Loğusanın mezarı kırk gün açık kalır.” denilerek, loğusa kadının doğumdan sonra da korunması gerektiğinin altı çizilmiştir. Bu yaklaşımda bir yandan yaşanmış acı deneyimlerin izini, öte yandan çaresizliğin yansımasını bulabiliriz.

Bugünkü bilimsel bakış açısı ile baktığımızda, bazı uygulamalarda günümüzde de var olan loğusalık komplikasyonları ve bunların idaresi anlatılmıştır. Örneğin “Loğusa kadını kırk gün yalnız bırakmayın, al karısı basar.” yaklaşımı, postpartum depresyon veya psikozunun tanımlanması ve sosyal destek ile bunu atlatmaya çalışan bir grup psikoterapisi olarak yorumlanabilir.

Tabi ki her uygulama ve inanışta mantıksal bir yaklaşım olduğu iddia edilemez. Loğusalıktaki uygulamaların birçoğu anne ve bebek için zararlı olan uygulamalardır. Günümüzde bazıları Anadolu’da maalesef halen sürmektedir. İşte onlardan bazıları:
– Sarılık olduğunda bebek altın veya miras altını suyu ile yıkanır.
– “Al karısı” almasın diye loğusa iplerle bağlanır.
– Bebeğin emzirilmesi için üç ezan okunması beklenir.
– Sarılık olmasın diye bebek sarı renk giydirilir ve üstüne sarı tülbent örtülür.
– Bebek sarılık olduğunda sırtı jilet ile çizilerek kan akıtılır.
– Çocuğu ölen annelerin bebeğine 7 Mehmet’ten parça alınıp zıbın dikilir.
– Çocuğun eşi, erkek ise bahçeye kız ise eve gömülür.
– Göbek kordonunun atıldığı yerin çocuğun sonraki hayatını etkileyeceğine inanılır; okul bahçesine atılırsa çalışkan, camiye bırakılırsa dindar olacağına inanılır.
– Göbek kordonu kısa kesilirse çocuğun uslu, uzun kesilirse güzel olacağına inanılır.
– Loğusanın mezarı 40 gün açık kalır.
– Loğusa yalnız bırakılmaz, aksi takdirde “Al karısı”nın geleceğine inanılır.
– Loğusa 40 gün evden çıkarılmaz.
– Loğusa yatağından çıkarılmaz.
– Loğusa ve bebeğin yıkanmış çamaşırları gece dışarıda bırakılmaz, aksi takdirde çocuk yaramaz olur.
– Kırkı dolduğunda kırk hamamına gidilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>